Otel Odasında Tecavüz
Benim olayım ılık bir bahar gecesi, Serkan’ın otelin kapısında belirmesiyle başladı. Kalabalık bir turist grubunun en önünde, onlarla konuşarak bana doğru, daha doğrusu çalıştığım resepsiyona doğru yaklaşıyordu.
Beklediğimiz, daha önce rezervasyonları yapılmış bir gruptu. Gelecekleri saat için otel tüm hazırlıkları yapmış, odalar gelen isim listelerine göre ayrılmıştı. Grubun rehberi olarak gelecek olan Serkan için de bir oda ayrılmıştı elbette…
Ama benim beklemediğim şey, Serkan’ın bu kadar yakışıklı, iri yarı, nefis bir parça olmasıydı. Uzun sarı saçlarını arkada at kuyruğu yapmış, yanık tenine giydiği beyaz şile bezi gömleğiyle, altındaki daracık, bacaklarını ve taş gibi kıçını saran buz mavisi kotuyla, çıplak ayaklarına geçirdiği spor ayakkabılarıyla geliyordu bana doğru…
Gülümseyerek bekledim. Yaklaştı, gözleri benimle buluştu, gülümsedi. Gözlerinin yeşili, dişlerinin bembeyaz ışıltısı, sol kulak memesindeki minik küpenin taşı tavandaki onlarca rustik ampulden yayılan parlak ışıklar altında gözümü aldı bir anda…
Öylesine dalmışım ki önümdeki yakışıklıya, ne arkasındaki gereksiz turist kalabalığın vaveylasını duyuyordum, ne de onun bana hitaben konuşmasını… Kulaklarım duymuyordu ama benimle konuşan ağzının, sanki ruj sürmüş gibi parlayan etli dudaklarının hareketlerine vermiştim tüm dikkatimi…
“Beni duyuyor musunuz?” diyerek elini havada sallamasıyla silkinerek kendime geldim bir anda…
“Şey, çok özür dilerim. Gündüzden beri çalışıyorum ve çok yorgunum. Bir an dalmışım, kusuruma bakmayın ne olur…” dedim gülümseyerek… Nereye daldığımı anladı mı acaba diyerek yeşil gözlerine baktım.
“Rica ederim, ne demek?” diyerek o etli dudaklarını yine gözüme soktu, dişlerinin pırıltısını da…
Ve devam etti. Konuştuk, görüştük, rehberlik ettiği grubu valizleriyle birlikte odalarına gönderdik. İşimiz bir saat içerisinde bitmiş, bu arada saat sabaha yaklaşmıştı ve ben yorgunluktan ölmek üzereydim. Üstümdeki yakası açık bluzumu, bacaklarımı meydana çıkaran ve bakan erkekleri mutlu eden siyah mini eteğimi, yüksek topuklu ayakkabılarımı çıkarıp fırlatmak için, birilerinin yorgun ayaklarıma masaj yapması için her şeyimi verebilirdim.
Gecenin bu saatinde yakındaki gece kulüplerinde eğlenmeye giden müşterilerimizden başka gelen giden yoktu, iyice tenhalaşmıştı ortalık… Giriş kapısına yan dönmüş, bilgisayar ekranına bakıyordum yorgun argın… İsimler, oda numaraları, gelen mesajlar, hepsi gözümün önünde anlamsızca dans ediyordu sanki… Hemen arkamdan,
“Çok yorgun görünüyorsun canım…” dedi tok, cana yakın, ilgili bir erkek sesi… İrkilerek başımı çevirdim, Serkan…
Sanki havaalanından beri yabancı turistlerin transferleri için o gürültücü kalabalıkla uğraşan, odalarına yerleştiren, sorunlarıyla ilgilenen o değilmiş gibi… Dipdiri, yine yakışıklı, yine gülümseyen yüzü ile, güneş yanığı yüzünde parlayan yeşil gözleriyle, beyaz dişleriyle, etli dudaklarıyla bana bakıyordu. Derin bir nefes aldım,
“Şey, evet…” diyebildim. Ciğerlerime onun az önce aldığı duş jelinin fresh kokusunu bastıran bir erkek kokusu doldu.
Tanrım… Neden bu kadar etkileniyordum bu adamdan bilmem ki… Yakışıklı olması tek nedeni olamazdı. Otelin resepsiyonunda çalışırken ona benzer neler, ne erkekler geçiyordu önümden… Yerlisi, yabancısı… Aralarından bir kaçıyla gel geç ilişkiler yaşadığım da olmuştu aslında…
Fakat ondan bu denli etkilenmem…? Serkan’ın bana bakarken her şeyiyle gülümsemesi, adeta şefkatle kucaklar gibi, salt benimle ilgilenmesi miydi beni bu kadar etkilemesinin nedeni? Gözlerimin içine baktıkça içimin erimesi… Yeni yetme genç bir kız gibi dizlerimin bağının çözülmesi…
Oysa yeni yetme değildim. 30 yaşıma merdiven dayamış, üç yıldır evli, kocasını seven, düzenli ve ateşli cinsel yaşamı olan bir kadındım. Acemi de değildim. Onaltı yaşımdan beri erkeklerle haşır neşirdim. Kocamı tanıyıp evlenene kadar bir çok erkekle beraber olmuştum. Seks konusunda epey deneyim sahibiydim.
Tabi ki kocam Ozan hayatıma giren erkeklerin sadece bir iki tanesini biliyordu. Yakın çevremizde olan diğerlerini anlatmaya gerek görmemiştim tanıştığımızda… Hepsini bilmesine gerek yok diye düşünmüştüm. Zaten Ozan da o erkeklerin ortalamasının bir tık üzerindeydi bir erkek olarak, erkeklik gücü olarak, erkeklik organı olarak…
OTEL, resim №2
Seks konusunda alabildiğine rahat, deneyimliydi kocam da… Kendine olan güveni ve karısını yatakta tam anlamıyla doyurduğundan çok emin olması nedeniyle hiç sıkmıyordu beni… Ne dilediğim gibi giyinmeme, ne de otelde belirsiz saatlerde çalışmalarıma, erkek çalışma arkadaşlarımın mesai bitimi gecenin bir vakti arabalarıyla beni eve bırakmalarına aldırmıyor, karışmıyordu.
Ama sıkıntı da benim belirsiz saatlerde çalışmamdan çıkıyordu işte… Bir hafta on günlük periyotlarda oteldeki işim akşam başlıyor, sabah bitiyordu. Kocam işten çıkmadan benim işim başlıyor, ben sabah işten geldiğimde kocam işine gitmiş oluyordu. Bir hafta on gün boyunca çok nadir bir araya gelebiliyor, çok seyrek sevişebiliyorduk. Hele o dönem bir de benim muayyen günüme denk gelirse seks konusunda epey sıkıntı çıkıyordu.
“Ozancım, seninle sevişmek istiyorum aşkım, ama sen beni aç bırakıp işe gidiyorsun.” diye adeta yalvarıyordum kocama… Ama yapacak bir şeyimiz yoktu ki… Adamın kendi işi değil neticede, patrona ben karımı becermek için izin istiyorum diyecek hali de yok…
İşte bu yüzden gece çalışmaları boyunca azgın bir ergen liseli kız gibi hissediyordum kendimi… Doymamış yağ asidi gibi, yatakta kendini okşayan… Çeşitli aletlerle ve cinsel oyuncaklarla kendini tatmin etmeye çalışan… Kocasının aleti yerine onun boşluğunu doldurmak için aldığı çeşit çeşit vibratörleri kullanan bir ergen genç kız…
Sarı saçlı, beyaz tenli, dekolte ve mini etek giymeyi seven, uzun bacaklı bir ergen… Sanki hiç evli değilmişim, liseli bakire bir lolita imişim gibi, gözlerim fıldır fıldır, canlı, ilgili… Erkeklerin ilgisini çekmekten, ahlaksız sözlerle laf atmalarından, gözlerini umarsızca, hiç utanmadan bacaklarıma dikip mini eteğimin açılmasını beklemelerinden memnun bir kadın…
OTEL, resim №3
“Yine daldın gittin küçük kız” dedi gülümseyerek… Kendime geldim hemen,
“Küçük kız değilim bir kere…” diye yanıtladım gülümseyerek… “Evli barklı bir kadınım ben…”
“Hımm…” diyerek saçımdan yüksek topuklu ayakkabılarıma kadar süzdü beni… İçim ürperdi bakışlarıyla… Sanki yatağa yatırmış da her yerimi okşuyormuş gibi hissettim. Kasıklarımda bir yanma başladı nedensiz, durup dururken…
“Öyleyse kocan çok şanslı bir erkek…” diye de ilave etti beni gözleriyle içmeyi bitirdikten sonra…
“Kocamı bilemem ama senin eşin de çok şanslı olmalı… Enerjisi bitmek tükenmek bilmeyen süper yakışıklı bir kocaya sahip… Eminim çok mutlu bir kadındır.”
Ben de bunu söylerken onu uzun sarı saçlarından başlayarak aşağıya çıplak çorapsız ayaklarına kadar süzmüştüm. Ee, sen bana tepemden tırnağıma sikecek gibi bakarsan öyle, ben de sana bakarım arkadaşım…
“Ben bitkin haldeyken sen güne yeni başlamış gibisin. Nedir bu enerjinin kaynağı acaba?” Güldü,
“Yalnızım canım… Enerjimden mutlu olan belirli birisi yok. Normal halim bu… Tabi arada takviye de alıyorum. Mesela şu anda fena susadım ve bir iki kadeh atmak için tavsiyeni almaya geldim. Hem belki sen de bana eşlik edersin diye düşündüm bir de…”
“Ah, çok isterdim. Ama inan, çok yorgunum. İki kadeh bana da çok iyi gelecek, rahatlatacak ama buradan ayrılamam. Tek çalışıyorum gördüğün gibi…”
“Görüyorum canım…” dedi yeşil gözleri dekoltesi açılmış irice göğüslerimde, incecik belimde, siyah mini eteğimin sardığı geniş kalçalarımda dolaştı yine okşar gibi… “Teksin… Senden başkasını göremiyorum. Ama gözlerim kamaştığından da olabilir bu…”
“Her gittiğin otelde, her gördüğün resepsiyoniste böyle kompliman mı yapıyorsun sen bakim?” diyerek işi şakaya vurdum ama gerçekten etkilenmiştim adamın bakışlarından… Bankonun üstünden eğilip elime dokundu şöyle bir, sanki elektrik çarpmış gibi titredim.
“Hayır canım, pek böyle davranmam. Ama senden başka bir elektrik aldım bu gece…” dedi gayet ciddi bir tavırla…
Gelen yabancı müşteriler yüzünden, sonu nereye varacağı şüpheli, erotik dozu yüksek sohbetimizi yarıda kesmek zorunda kaldık. Ben onlarla uğraşırken başımı çevirdim, ortadan kaybolmuştu. İçim cız etti o anda… Lanet olsun… Şu anda onunla olmak, onunla sevişmek, kollarında erimek istiyordum oysa…
OTEL, resim №4
Sabah işimi gündüz çalışacak arkadaşa devredip personel odasında biraz oturdum, dinlendim. Bir fincan taze kahveden sonra makyajımı tazeleyip dışarıya çıktım. Mis gibi bir bahar havası vardı dışarıda… Bir sigara yakıp otobüs durağına doğru ilerlemeye başladım.
Hala bir araba alamamıştık kocamla… Sabah işe gidenlerle beraber tıklım tıkış, bir iki aktarmalı otobüsle yapılacak uzun bir yolculuk bekliyordu beni… Kocamın olmadığı, seks açlığımın giderilmediği, yapayalnız uyuyup tembellik edeceğim evimizde biten bir yolculuk…
Tam düşüncelere dalmış yürürken yanı başımda bir araba belirdi. Bakmadım önce… Mini eteğim ve geceden değiştiremediğim dekolte bluzumla dikkati çekiyordum zaten işlek caddede… Sapığın biri daha diye düşündüm, aldırmadan ilerlemeye devam edecekken onun sesini duydum. Serkan…
“Dilek…”
Kulaklarıma inanamadım önce… Dönüp baktım, lüks aracın şoför koltuğundan eğilmiş, beğeniyle bana bakıyordu. Ben de eğildim camdan içeriye, onun direksiyonu ve vites kolunu kavrayan güçlü ellerine diktim gözümü,
“Serkan? Sen grupla beraber değil misin?” Uzanıp kapıyı açtı binmem için,
“Sabaha karşı geldiler, bugün serbest gün… Ben de serbestim. Hadi canım, bin lütfen… Otobüs kalabalığına binemeyecek kadar şık ve narin görünüyorsun. Seni bırakayım dedim.”
Etrafıma baktım, biraz uzaktaki kalabalık otobüs durağı çarptı gözüme… Gözümün önüne her günkü kalabalık arasında ezilerek yaptığım yolculuklar, çaktırmadan orama burama elleriyle ya da başka yerleriyle dokunan, mini eteklerimin altından bacaklarımı elleyen abazalar geldi.
Anında karar verip arabaya bindim. Binerken mini eteğimi toplamaya çalıştım ama yine de uzun bacaklarım meydandaydı. Onun sikici, çapkın, yeşil gözlerinin nereye baktığını bilerek verdiğim frikiğe aldırmadım bile… Lüks aracın deri koltuğunda yayıldım bir güzel… Eteğimin iyice açılması da umurumda değildi doğrusu… Varsın her günkü onlarca erkek gibi bu yakışıklı da görüversin tanga külodumu… Her konforun bir bedeli olmalıydı…
OTEL, resim №5
“Sabah güneşi gibi doğdun Dilek…” dedi kucağımda tuttuğum elimi okşayarak… Ardından vites kolunu çekerek yola çıktı.
“Sabah güneşi değil, benim için akşam güneşi…” dedim. “Mesaim yeni bitti, eve gidip dinlenmek istiyorum.”
“Bak, çok yorgun olduğunu biliyorum canım. Ama emin misin? Benimle gelip o bir iki kadehi almak istemez misin? Yorgunluğunu çıkarır, eve öyle giderdin. Bekleyenin mi var evde yoksa?”
“Hayır, evde beni bekleyen kimse yok. Kocamın mesaisi yeni başladı. Akşam onunki bitmeden benimki başlayacak. Anlayacağın, evle ilişkim on gün boyunca yatağa yatıp uyumaktan ibaret…”
“Öyleyse gel benimle… Seni yorgun görmeye kıyamıyorum. Biraz sohbet, biraz dinlenmece… Güzel olmaz mı?”
Tüm dikkatini yoğun trafikte yola vermiş olan yakışıklı yüzüne baktım, direksiyondaki ellerine, dar kot pantolonun sardığı düzgün bacaklarının aracın pedallarına basarken yaptığı hareketlerine…
Yine bir anda karar verdim. Bu adamla cehenneme bile gidebilirdim. Sonu ne olursa olsun. Arkama yaslandım iyice,
“Peki Serkan… Sana teslimim. Zaten kocam da işten güçten beni arayıp sormaz. Hadi gidelim bakalım…”
Az sonra deniz kenarında, bizim otelden daha lüks bir otelin önünde anahtarı valeye uzatıyordu. Asansöre bindik. Tüm personeli tanıyor gibiydi, en üst kata roofa çıktık. Denizi gören tenha bir bölümde koltuklara yayılıp benim için getirttiği küçük tostu yedim. Bitirince içkilerimizi yudumlamaya başladık. Ben kokteyl içiyordum, Serkan buzlu viski…
Konuşup gülüşüyor, işlerimizden bahsediyorduk. Elimizdeki kadehler bitince birer tane daha söyledik. Ardından birer tane daha… Benim kokteyl hafif olmasına rağmen üçüncü kadehte başım dönmeye başlamıştı. Aslında gözleri hep üzerimde, dekoltemde, bacaklarımda dolaşan çapkın erkeğin beğeni dolu bakışları da döndürüyordu başımı…
Sohbete devam ederken, önce geniş koltukta yanıma geldi. Elimi tuttu, konuşmaya devam etti. Sohbetin tatlılığı, adamın yakışıklılığı, içkinin verdiği rehavet… Umursamadım bile… Her söylediğine gülüyor, kasıklarımdaki karıncalanmayı, vajinamda başlayan tutkulu yangını bastırmaya çalışıyordum.
Sonra bir an sesimiz kesildi. Bir elektriklenme oldu aramızda… Sabahın tenha saatinde kimseler yoktu ortalıkta… Kolu omzumu sardı, başımı çevirdi, burun buruna, göz göze geldik.
“Çok güzelsin Dilek…” diyerek elimi tuttu, parmaklarıma öpücükler kondurdu. Elimdeki boş kadehimi aldı, kendisininkiyle beraber sehpaya bıraktı.
“Serkan… Ben…” diyebildim. Sözümü bitiremeden dudakları dudaklarımı örttü. Başım dönüyordu. Sert erkek dudaklarıyla ezerek öpüşmesi öyle hoşuma gidiyordu ki… Eli mini etekli çoraplı bacaklarımı okşarken öpmeye devam etti.
Dizlerimden başladı okşamaya, yavaş yavaş, bacak içlerimi okşayarak yukarıya tırmandı, sıyrılan mini eteğimin altına girdi. Bu arada dili de ağzımın içine girmişti. Derin bir fransız öpücüğüyle dili dilimi okşayıp duruyordu eli bacaklarımın içlerini okşarken…
“Mmmm…” diye inledim. Çok zevk alıyordum. Neredeyse bir haftadır seks yapmamıştım. Ve bu ilk kez tanıştığım yakışıklı yabancı, ahtapot gibi aynı anda her yerime dalmış, beni kendimden geçiriyordu.
“Hadi gidelim Dilek…” dedi öpüşmeye ara verip… Sarsılmış durumdaydım. Dudaklarım öpüşmenin hararetiyle yanıyordu. Küçük Dilek başka bir alem zaten, zevk suyumun aktığını hissediyordum, kasıklarım alev alevdi.
“Ne…? Nereye..?” diyerek kekeledim. Zevkimin yarım kalmasına sinir olmuştum. Sonra biraz ilerdeki barın arkasında çaktırmamaya çalışarak bizi izlemekte olan barmen ve onunla sohbet eden komi gözüme çarptı.
“Ayakta sevişiyoruz neredeyse ve izleyicilerimiz var canım…” dedi sakinleştirici bir sesle… “İkimiz de kendimizi tutamıyoruz. Sen on dakika dinlen burada… Ben bir oda ayarlayayım ve odamıza çıkalım, ne dersin?”
Elimden tutmuş gözlerimin içine bakıyordu. O gözlerdeki şehvet, sevişme isteği içimdeki yangına benzin döktü sanki…
“Neden olmasın? Bekleyenim yok nasıl olsa… Ama çabuk ol lütfen…” diyebildim.
Dediği gibi on dakika sonra bir iki kat aşağıda kendi odamıza giriyorduk. Odaya girerken bir anda kucağına aldı beni, dudaklarımı vahşice öperken kapıyı ayağıyla tekmeleyerek kapattı, doğruca suit odanın yatağına götürdü.
Geniş ikiz yatağa adeta fırlattı beni… Gözleri yeşil ejderha gözleri gibi her yanımda dolaştı. Yattığım yerde kıvrandım, kollarımı açıp erkeğime seslendim,
“Hadi gel artık, bekletme beni…” diye fısıldadım.
OTEL, resim №6
Telaşlı parmaklarıyla üzerindeki beyaz gömleğin düğmelerini açtı. Çıplak, güneş yanığı erkek göğsü meydana çıktı. Ardından kotunun demir tokasını, fermuarını açtı, pantolonu külotla birlikte aşağıya sıyırdı. Tüm bunları yavaş çekim hareketlerle yapıyor, ben de adeta yalanarak yattığım yerden erkeğin striptizini izliyordum.
“Ohhh…” diye inledim penisini görünce… Taş gibi olmuş, kaslı bacaklarının arasında kavisli gövdesiyle tavana bakıyordu tek gözüyle… Dizlerinin üzerinde yatağa çıktı, yanıma geldi. O kavisli sik başımın yanında duruyordu tüm heybetiyle… Kanla dolmuş, damarları kabarmıştı.
Elimi uzattım. Okşadım biraz, sıcaklığını parmaklarımda hissettim. Sonra da ortasından tutup ağzıma götürdüm sikini… Dudaklarıma… Sikinin başından başladım öpmeye, kabarmış damarlarını, altındaki koç yumurtalarını dilimin ucuyla dolaştım. Sonra da ağzıma aldım. Emmeye başladım.
Ben sikiyle uğraşırken Serkan da eğilmiş bacaklarımı, külodumu okşuyordu ince uzun parmaklarıyla… O uzun parmakların külodumun içine dalıp amımı okşamaya başlamasıyla bir zevk iniltisi koptu benden… Ağzımın içinde kalın penisi varken,
“Ohhhh…” diye inledim. Sikini ağzımdan çıkarıp, “Hadi artık, ne olur başla lütfen…” dedim.
“Çok mu istiyorsun sevişmeyi canım?” dedi üstüme eğilip eteğimi bacaklarımdan aşağıya sıyırırken…
“Ohhh… Evet… Çok özledim… Kocam bir haftadır dokunmuyor bana… Hatta daha fazla… Seni çok istiyorum…” diyerek kıvrandım.
Az sonra eteği külotlu çorabım, bluzum, sütyenim takip etmiş, nazikçe, okşayarak, bütün tüylerimi kabartarak çıkarmıştı hepsini… Üstümde hiçbir şey kalmamıştı. Yatakta çırılçıplak uzanmış yatıyordum. Erkeğim de sikini okşayarak benim çıplak vücuduma bakıyordu.
“Ne duruyorsun? Gelsene…” diyerek ellerimi uzattım. “Neden bekliyorsun, zamanı değerlendirelim işte…”
“Çok güzelsin canım… Heykel gibisin sanki… Her yerin ayrı güzel… Amının kokusunu buradan alabiliyorum. Zevk suyundan ıslanmış. İzin verirsen sularını içmek istiyorum senin…”
“Terbiyesiz sapık seni…” diyerek güldüm. “Oh, hadi, ne yapacaksan yap artık, dayanamıyorum.”
Bacaklarımı aralayıp arasına girdi. Başını kasıklarıma gömdü. Onu gördüğümden beri ıslak duran, onun içine girmesi için deli olan kadınlığımla öpüşmeye girişti. Otel odası benim zevk çığlıklarımla inlemeye başladı.
Erkeğimin uzun sarı saçları hala tokayla bağlıydı. Tokayı çıkarıp attım, saçlarını çözdüm. Yumuşacık ipek saçları kasıklarıma yayıldı. Ağzı ve dili kadınlığımı okşayıp emerken, saçları da kasıklarımı okşuyordu. Zevkten deli ediyordu beni ıslak dili… Başımı sağa sola çeviriyor, ben de saçlarımı savuruyordum.
“Ohhh… Çok güzel canım… Yala… Harikasın… Aaahhh… Yala amımı… Erkeğimm…”
“Mmm… Çok tatlısın güzelim… Amının suyunu içmeye doyamıyorum. Sen de benim sikimi yalamak ister misin?”
“Dön hadi… Ne istersen yaparım senin için… Erkeğim benim…”
Üstümde döndü. O kalın, kavisli siki başımın üzerinde sallanıyordu. Kalçalarından tutup kendime çektim, sikinin başını ağzıma hizaladım. Dudaklarımın arasına alıp hırsla emmeye, ağzımın içinde dilimle yalamaya başladım.
Aynı anda ikimiz de zevk alıyorduk, dillerimiz zevk vermek için çabalıyor, savaş veriyordu. Bazen öyle bir zevk dalgasıyla sarsılıyordum ki, sikini emmeye ara veriyor, o zevkin tadını çıkarıyordum.
“Yeter artık Dilek…” diyerek tekrar döndü neden sonra… Bacaklarımı aralayıp ağzımda ıslatıp durduğum güzel sikini kadınlığıma dayadı. Heyecandan titreyerek içime girmesini bekledim. Gerçekten titriyordum. Dudaklarım, ellerim, dizlerim, tüm kaslarım… Şehvetle, hırsla titriyordum.
“Sok hadi…” diyerek tısladım dişlerimin arasından… “Sik beni… İçime gir… Al beni…”
Bir anda üstüme kapandı, amcığımın kapısında bekleyen sikini hart diye gömdü içime… Sanki şimşek çarptı bir anda… Boynuna sarıldım, sımsıkı kucaklamış, bacaklarımı olabildiğince açmıştım.
“Ovvv… Harika… Sikin çok güzel aşkım…” dedim kulak memesini dişlerken… “Çok zevk veriyorsun bana… Ateşten demirle dağladın sanki içimi…”
“Mmm… Sen de çok iyisin bebeğim. Sikimi sımsıkı sardı amcığın… Eldiven gibi sanki… Yanıyor için… Ohhhh… Kocan sikmiyor mu seni böyle…?”
“Sikiyor ama… Ne bileyim aşkım… Her yerini ezberledim artık adamın… Burada, otel odasında seninle olmak daha heyecan verici… Damarlarımda adrenalin dolaşıyor. Sen yenisin benim için… İçime soktuğun şey yepyeni… Tadı başka… Hadi canım… Kocamı boş ver şimdi… Git gel içimde… Yasak zevkleri tattır bana…”
O yasak zevkleri tattırdı. Ustaca… Uzman bir sikiciydi. Dakikalar boyunca içimde gidip geldi. Yavaşlıyor, hızlanıyor, dilediği gibi oynuyordu benimle… Bir müzik enstrümanı kullanan virtüöz edasıyla her yerimden ayrı bir ses, ayrı bir zevk dalgası çıkartıyordu.
Siki girip çıktıkça zevk sularımı fışkırttı dışarıya, yatak sırılsıklam oldu sularımdan… Yorulmak bilmiyordu adam… Ama ben yoruldum onun yerine… Yattığım yerden,
“Aşkım, bacaklarım kasıldı. Biraz ben üste çıkayım.” diyerek yatağa yatırdım aygırımı… Zevk suyumdan pırıl pırıl parlayan sikini elimle tutup içime aldım, üstünde zıplamaya başladım. İki elimi geniş erkek göğsüne dayamış, destek alarak inip kalkıyordum sürekli…
Sarı saçları yastığın üstüne yayılmıştı. Yattığı yerden her yerimi okşuyordu. Ben üstünde zıplarken hoplayan iri memelerimi zaptetmeye, uçlarını parmaklarıyla ezmeye çalışıyor, kalçalarımı pençeliyor, ıslak arka deliğime orta parmağını sokmaya çalışıyordu.
Sonunda dayanamadım. İyice hızlandım. Vajina kaslarım içimdeki sikini yoğurmaya başladı. Bu da erkeğimi deli gibi tahrik etmiş olmalı ki, benimle birlikte o da boşalıyordu. Ben zevk çığlıkları atarken o da boğa gibi homurdanıyordu. Umarım otel yönetimine çıkan sesler yüzünden şikayet gitmemiştir.
Hareketlerim yavaşladığında içime akan döllerini hissettim. Sıcak sıcak… Yüzümü boynuna gömmüş, nefes almaya çalışıyordum. İri göğüslerimi onun sert göğsünde ezilmeye bıraktım.
Dinlendik biraz… Sonra kucağına aldı beni, ikimiz çırılçıplak, öpe öpe banyoya götürdü. Lüks otel jakuzisinin içine girip, beni de kucağına yatırdı. Köpüren ılık suyun içinde her yerimi duş şampuanlarına buladı. Kaygan erkek bedenini yatak olarak kullandım, otelin keseleriyle yaptığı köpüklü masajın keyfini çıkardım.
“Nasıl? Otelimizin masaj hizmetinden memnun musunuz hanımefendi?” dedi gülümseyerek… “Yorgunluğunuz biraz olsun geçti mi acaba?” İçimi çektim, köpüklere bulanmış kaygan göğüslerimi okşayan elini tuttum,
“Harika beyefendi…” dedim fısıltıyla… “Çok güzel masaj yapıyorsunuz. Ama canımı çıkardın aygır herif… Onca gece mesaisinden sonra yatakta acımasızca siktin beni…” Başını eğip kulak mememi dişlerken,
“Ama pek şikayetçi görünmüyorsunuz küçük hanım…” dedi neşeyle…
“Hayır… Asla… Tam aksine çok mutluyum…” dedim kucağında gerinerek, yine kalkmaya başlayan penisinin sertliğini altımda, kalçalarımda hissederken…
Evet, yine sertleşti o koca aleti… Akşama kadar saatlerce seviştik. Ben üç kez orgazm oldum. Serkan iki kez boşaldı. Akşam üzeri çalıştığım otele gitmek için çıkarken dizlerim titriyordu.
Bir iki ay sonra tekrar geldi otele Serkan… O ilk günkü sevişmelerimizin tadı damağımızda kalmıştı ikimizin de… Bir an önce günah yuvamıza gitmek için delirdik adeta… Yine aynı şekilde seviştik, yine o yakışıklı, harika erkekle kocamı boynuzladım. Birbirimize yasak zevkleri tattırdık.
Bir daha da görüşemedik.
Evet, sevgili kocamı aldattım ama hiç de pişman değilim doğrusu… Ara sıra böyle değişiklikler, minik kaçamaklar evlilik yaşamı için iyi oluyor bence… Sıradanlığa kayan bildik sevişmelerin ateşi harlanıyor, daha mutlu oluyor çiftler… Çiftin diğer üyesi bunun kaynağını bilmese bile…
Her şeye rağmen kocamı seviyorum.
Bir yanıt yazın